Efsaneler


SANDI EFSÂNESİ:

Arazinin darlığı, kuraklığı ve çoraklığı ile ün salmış bulunan Bozkır Kazası’nın bütün bu tabiat nankörlükleriyle alay eden Suğla Gölü mıntıkasında ve gölün doğu kıyısında eski, pek eski zamanlarda bir bey yaşarmış.
Emeğini toprağın bereketi emrine vererek bol hububat elde edermiş.
Yılın birinde Bozkır, belki Konya için de felâketli denilen bir mahsul yılında kuraklık dolayısıyla hemen tamamen suyu çekilmiş bulunan Suğla arazisinden bereketli bir mahsul kaldırmış.
Bütün uzak ve yakın köylerin armut kurusundan un ve yaban dikenlerinden saman tedariki için çırpındıkları bir sırada kendisi, cimri bir zenginin kasası titizliği ile ambarları üzerinde titrer olmuş. Ahırlı Nahiyesi’ne adını veren ahırın sahibi bulunan civardaki Arvana herkes gibi daralmış, bu beye katırlar sırtında altun göndererek biraz buğday ve saman tedarik etmek istemiş. Bey, Arvana Beyi tarafından gönderilen altunları, getiren hayvanların önüne koymuş; ne yapacağını ne yapmak istediğini hayret ve sabırsızlıkla bekleyen Arvana Beyi’nin adamlarına dönerek alaylı bir şekilde :
-“Ata verdim yemedi, ite verdim yemedi. Bu altınlar olsa olsa sizin karnınızı doyururlar, bizim işimize yaramaz. Götürün bunu bana gönderene...” diyerek zavallı Arvana Beyi’ne buğday ve saman yerine altınlarını iade etmiş.
Bu insaniyetsizlikle hissizlikten ziyadesiyle nefret duyan ve gazaba gelen Arvana Beyi komşusuna dönerek ve altunlarına bakarak: “Dost sandımdı” demiş. Her şeye rağmen emekle topraktan gayrı hiçbir şeyin insana vefakâr olamayacağını ifade etmek isteyerek bundan böyle zamanımıza kadar Sandı ismini taşıyacak olan köyün Beyi’nden, toprağını daimi surette suya gark etmek sureti ile intikam almak hevesine düşmüş.
Kendi küçük beyliğinin sınırları içinde bulunan ve Suğla Gölü’nde bir dil gibi uzanan Bölme Burnu’nun güneyi ile Katır Tepesi’nin doğu etekleri arasındaki dar boğaza, hâlâ bugün bile izlerine tesadüf edilen geniş seddi inşa sureti ile gölü bir büyük ve üç küçük düdenden mahrum etmek ve yer altındaki mecralarını kaybeden suları gölün kıyısında ve gölün eteğinde bulunan Sandı Beyi arazisine saldırtmak istemiş.
Bugün nereden ve nasıl getirildiğine hayret edilen büyük kayaları sıra sıra yerleştirmekle işe başlamış. Bu sırada oğlu ölmüş.
Arvana Beyi:
-“Oğlum öldü ham tıraş, bense kaldım kır tıraş; dünyada ölüm olduğunu bilseydim koymazdım taş üstünde taş..” demiş.
Hiç beklenmeyen bu ölüm, bir hiçlik alemi olan dünyada intikam his ve hareketlerinin de boşluğunu Arvana Beyi’ne bu suretle anlatmıştır.

EFSÂNE ÜZERİNE AÇIKLAMALAR:

Yukarıda yazılmış olan Sandı Efsânesi, M. Mesud KOMAN tarafından Konya Halkevi Dergisi’nin Eylül 1942’de yayınlanan 47. sayısının 29. ve 30. sayfalarından olduğu gibi alınmıştır.
“Toprağının her karış parçası için ayrı bir efsâneye sahip bulunan Bozkırlılardan dinlemiştim.” diye yazan M. Mesud KOMAN, efsâne ile ilgili açıklamalar yaptığı bölümde; efsâneyi zamanın Bozkır Kaymakamı Salâhattin GÖRBİL’den dinlediğini, Arvana’nın Suğla Gölü’nün güneyinde bir köy olduğunu, gölün suları çoğalınca köyün önündeki tabii körfez de toprağın veya yeraltında bir su akımının mevcudiyetinin hissedildiğini, Arvana (Avrana) Beyi’nin Etiler devrinde bu havalide hüküm süren “Aravana Kralı” olduğunu, yeni Eti Devletini kuran Şuppiluliuma’nın son devirlerinde kendisine sadakatsizlik eden tabi devletlerden birinin de Aravana Devleti olduğunu, “Sandı” Beyi’nin ise belki bir Eti Prensi olduğunu, Arvana Krallığı zamanında bir takım şehir ve kale harabelerinin mevcut olduğunu, kalenin şimdiki Arvana Köyü’nün takriben beş kilometre batısında Tınastepe üzerinde bulunduğunu, bu tepe civarında ormanlık alan içinde önemli yıkıntılar olduğunu, köylülerin Arvana Kralı’nın yaptığını söylediği barajın önemli bir eser olduğunu, bu eserin bir dağdan bir dağa uzanmış olması Arvana köy düdenine (düden: göl ve denizdeki girdap, suyun dönerek akıp kaybolduğu yer) doğru gölün sularını akıtmamak için yapıldığı hissini verdiğini, Arvana’nın Türkçe’mizde “boz dişi deve” anlamına geldiğini belirtmektedir.
Eskiden Bozkır İlçesi’ne bağlı olan eski adıyla Arvana olarak anılan yer, şu anda Konya İli Seydişehir İlçesi’ne bağlı Çatmakaya Köyü’dür. Çatmakaya Köyü’nün 6 km. batı yönünde Tınaztepe adı ile bir mağara bulunmaktadır. Bu mağara yerli ve yabancı turistler tarafından gezilmektedir.
Eski adı ile Sandı olan köy ise; şu anda 1990 yılında yapılan idari düzenlemeler sebebiyle eskiden Bozkır İlçesi’ne bağlı bir kasaba iken ilçelik statüsüne kavuşturulan Yalıhüyük sınırları içinde kalmış olan Arasöğüt Köyü’dür.
Sandı: Osmanlı Devleti Tahrir Defterleri’nde; “Ulu Sandı” (Büyük Sandı) ve “Kiçi Sandı” (Küçük Sandı) adı ile kayıtlara geçmişti.
Bu açıklamalardan sonra Sandı Efsânesine konu olarak benzeyen, ancak başka varyantla söylenen “And Efsânesi”ne geçilmiştir.

 

Efsânelere Adını Vermiş Olan Sandı (Arasöğüt) Köyü

Efsânelere Adını Vermiş Olan Sandı (Arasöğüt) Köyü.


AND EFSÂNESİ :

Vaktiyle dağlık mıntıkadaki Arvana Beyliği’nin sınırları içinde müthiş kuraklık oldu. Göller, bahçeler, ormanlar hep kuruyup hayvanlar ve insanlar açlıktan ölmeye başladı.
Halkının maruz kaldığı bu felaket karşısında iyiden iyiye bunalan Arvana Beyi, boş ve ıssız kalacak yurduna, halkının ıstırabına çareler bulmayı düşündü. Adamlarından birini çağırarak:
“- Hazinemin altunlarını katırların sırtlarına yüklet. Gara’da bulunan Fasal Beyi dostumuza git, halimizi anlat. Altunları buğday ve sair yiyecek maddeleri ile değiştirip gel.”emrini verdi.
Bey’in adamı, hazırlattığı katırlara altunları ve ayrıca birçok kıymetli hediyeleri yükleterek yola çıktı. Bin bir müşkülâtla Fasal Beyi’nin yanına vardı. Evvela kıymetli hediyeleri sundu. Fasal Beyi böyle kıymetli hediyelerle gelen bu zengin misafirleri o gün memnuniyetle kabul edip, yedirdi ve içirdi. Onlara izzet-i ikramlarda bulundu.
Ertesi gün, Arvana Beyi’nin elçisi getirdiği katırlar yükü altını Fasal Beyi’nin huzuruna dökerek, açlıktan muzdaripler namına, Beyi’nin ricalarını arz ve bu altunlar mukabilinde buğdayla sair yiyecekler verilmesini rica etti.
Fasal Beyi, şimdiye kadar görmediği ve işitmediği bu acı durum karşısında bir hayli düşündükten sonra bir adamına, çifte gözlü açık bir sandık yapılmasını, gözlerinden birine ekmek, diğerine de altun doldurulmasını ve kör bir insanında huzuruna getirilmesini emretti.
İstenilen kör, bir gözü altun diğer gözü ekmek dolu sandık; elçi ile birlikte oturan Fasal Beyi’nin huzuruna getirildi. Bey, köre hitaben sert bir sesle :
“- Sandığın içindekilerden ye!” emrini verdi. Zavallı kör, elleriyle aradı, taradı, sandığın bir gözünde bulunan ekmeği yiyip, altınları bıraktı.
Aynı sandık önce bir atın, sonra da bir itin önüne konuldu. Bu hayvanların her ikisi de altunlara dokunmayıp ekmeği yedi.
Bunun üzerine Fasal Beyi öfkeli bir tavırla:
“- Gördünüz ya! Köre verdim yemedi. Ata verdim yemedi. İte verdim yemedi. Ben nideyim bu altunları!” dedikten sonra :
“- Buğday besi bir aştır.
Altın küsü bir taştır.
Altunlar bana yaramaz.
Onları yollayana götürün...” dedi.
Biçâre Arvana Beyi’nin elçisi, getirdiği altunları tekrar katırlara yükleyerek ümitsizce memleketine döndü. Beyi’nin huzuruna çıktığında Fasal’da gördüklerini anlattı.
O zamana kadar babadan kalma dostluk ve iyi münasebetlerle geçinilen bir komşu Beyi’nin bu ağır muamelesinden gazaba gelen Arvana Beyi, aralarındaki dostluk, komşuluk münasebetlerinin kaldırılmasını ve atasının yakılmış vücudunun külü karıştırılmış mukaddes şarapla Fasal Beyi aleyhine and içilmesini emretti.
Bu emir üzerine çalgıcıların intikam havaları ile askerler marş söyleyip, şehrin bütün halkı da (hey... hey...) sesleri çıkararak er meydanında toplandı. Biraz sonra Bey’de siyah bir at üzerinde adamlarıyla er meydanındaki yerine geldi ve şunları söyledi:
“- Altunlarımıza mukabil bir avuç buğday vermek istemeyen Fasal Beyi bize hakaret etmiştir. Günü gelince intikam almak üzere mukaddes şarapla and içiyorum.”
Bey’den sonra halk, Beyleri’nin huzurunda mukaddes şarapla and içti.
Bey, açlıkla sefalet devam ettiğinden halkının bu felaketten kurtarılması amacıyla bir kere de uzun zamandan beri aralarında kanlı savaşlar neticesi kin ve intikam hisleri mevcut bulunan civar Bey’lerden Elbüz Beyi’ne müracaatı tecrübe etmek istedi. Bir adamına :
“- Altunları tekrar katırlara yüklet, komşumuz Elbüz Beyi’ne git. Başımıza gelen bu felaket sebebiyle kendisiyle iyi komşuluk münasebetlerinin yeniden kurulmasını ve bu altunlara mukabil halkımız için buğdayla sair yiyecek maddeleri istediğimizi söyle.” dedi.
Elbüz Beyi’nin katına varan elçi, iki komşu Bey arasında yeniden komşuluk ve dostluk haklarının tanınıp münasebet tesisi te

Yukarıdaki bilgiler; Araştırmacı Yazar Ali Ulvi ÜLKER'in "KÜLTÜR DİLİYLE BOZKIR" adlı kitabından alınmış olup, bozkir.net için güncelleştirilmiştir.

Yayınlanma: Çarşamba, 02. Ağustos 2006 (10723 okunma)
Her hakkı saklıdır © Bozkır - bozkir.net

Yazdırılabilir Sayfa  Makaleyi bir Arkadaşına öner

[ Geri ]