Sevgili dostlar,
Her yeni 10 Kasım, Atam?zla aramızdaki mesafeyi zaman dilimi olarak açsa da manen bizi O’na daha çok yaklaÅŸtırıyor. Çünkü 10 Kasım’larda Atatürk’ü anmanın, O’nu anlamak olduÄŸunu artık çok iyi biliyoruz.
O nedenle 10 Kasım’lar, düşünce ufkumuzda Atatürk’ün ideal,inanç , kararlılık ve mücadele azmi ile bizlere yüklediÄŸi sorumlulukları ve gösterdiÄŸi hedefleri hatırlatıyor. İşte o zaman Mustafa Kemal adı, gönüllerimizde dalgalanan bir bayrak, damarlarımızda vuran bir nabız ve içimizde her gün yeniden açan taze bir tomurcuk olduÄŸu gibi , milletimizin üzerinde bir doÄŸup bir daha batmayan güneÅŸ oluyor.
Bu noktada Mustafa Kemal’i, Türk milletinin aydınlık yüzünün öncüsü ve örnek lideri olarak görenler,hem O’na düşman olanlardan, hem de O’nu, ulaşılıp-eri?ilmez, dokunulup-hissedilmez; böylece de anlaşılmaz ve örnek alınmaz bir tabu gibi görenlerden ayrılmış olurlar.
Atatürk her ÅŸeyden önce Türk milletini ayakta tutan milli ve manevi dinamikleri çok iyi biliyor,onlara inanıyor ve onlardan güç alıyordu. EÄŸer öyle olmasaydı,Çanakkale’de askerine “Ben size taarruzu deÄŸil, ölmeyi emrediyorum” diyebilir miydi?... Milletimizin ufkunu kara bulutların kapladığı bir anda, Mustafa Kemal bir güneÅŸ gibi doÄŸdu. Ama O,yine de güneÅŸten farklıydı. Çünkü O,bütün sıkıntı ve yokluÄŸa raÄŸmen, uzun ve zorlu mücadeleye hür iradesiyle bilerek ve isteyerek çıkıyordu.
Bir insan olarak elbette O’nun da sevinçleri ve kederleri , hayalleri ve ümitleri vardı. Ama hayatından karamsarlık ve ümitsizliÄŸi söküp atmıştı. Öyle olmasaydı ,o kara günlerde para yok diyenlere “bulunur”, ordu yok diyenlere “kurulur” derken, Nam?k Kemal’in
Bulunur kurtaracak baht-ı kara maderini” diyerek tercüman olabilir miydi?...
Hayatın karış durulmaz gerçekleri olan varlık-yokluk, hastalık-saÄŸlık, aile-çevre vb. meÅŸguliyetler O’nun için de kaçınılmazdı. Ama O, hiçbirini iÅŸine engel bir mazeret olarak görmediÄŸi, görevini baÅŸkasına havale etmediÄŸi ya da “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” mealinde konuÅŸmadığı gibi, hiçbir zaman birileri yapsın ÅŸeklinde bir anlayışa da sahip olmadı. EÄŸer öyle olsaydı, komutan olarak askerinin başında,lider olarak devletinin yöneti- minde ve inkılaplarının bizzat uygulayıcısı sıfatıyla başöğretmen olarak kara tahtanın önünde olur muydu?...
Atatürk “Türk çocuÅŸu ecdadını tanıdıkça ,daha büyük iÅŸler baÅŸarmak için kendisinde güç bulacaktır” diyerek,bir milletin geçmiÅŸi ile geleceÄŸini birleÅŸtiren,geçmiÅŸin hatıraları ile geleceÄŸin daha iyi kurulabileceÄŸini öğreten,aynı zamanda askeri zaferlerin kalıcı olması için ekonomik zaferlerle taçlandırılması gerektiÄŸini vurgulayarak, toplumsal hayatı bir bütün olarak deÄŸerlendiren özgün bir anlayışa sahipti.
Atatürk çelikleÅŸmiÅŸ bir azim ve inancın yanında, hedefe kilitlenen güçlü bir iradeye de sahipti.EÄŸer öyle olmasaydı,İstanbul’u iÅŸgal eden yabancı askerleri görünce “Geldikleri gibi giderler” diyebilir, harf inkılabını zamana yayalım diyenlere de “ya ÅŸimdi , ya da hiçbir zaman” cevabını verebilir miydi?...
O’nun ufku ve uzak görüşlülüğü, adeta zamanı ve sınırları zorluyordu. EÄŸer öyle olmasaydı, dağılan Sovyetler BirliÄŸi’nden bağımsızlığını kazanan Türk topluluklarının bugünkü halini,o günlerden görebilir ve soydaÅŸlarımız için hazırlıklı olmamız gerektiÄŸine iÅŸaret edebilir miydi?...
Bütün bunlara raÄŸmen O,üyesi olmaktan büyük gurur duyduÅŸu Türk milletinin hiçbir ferdinden kendini ayırmadan “İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben ,fani Mustafa Kemal,diÄŸeri milletin daima içinde yaÅŸattığı Mustafa Kemaller idealidir.Ben onu temsil ediyorum.Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktıysam,beni bir Türk anası doÄŸurmadı mışTürk anaları daha Mustafa Kemaller doÄŸurmayacak mış Güç milletindir , benim deÄŸildir” diyecek kadar da mütevazi bir kiÅŸiliÄŸe sahipti.
DeÄŸerli dostlar,
Her şey bir tarafa, insan tabiatında var olan, ama biyolojik olarak mümkün olmayan ölümsüzlük arzusu, ancak ölümsüz eserler bırakarak gerçekleştirilebilir. Buna göre Atatürk, en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyetini kurarak , bir faninin ulaşabileceği en yüksek mertebe konusunda da örnek olmuyor mu?...
Onun için diyorum ki;
Aziz Atam, seni anladıkça daha çok seviyor,sayıyor,gösterdiğin hedeflere ulaşma konusunda kendimize daha çok güveniyoruz.
Bu inançla,ölümsüz eserin Türkiye Cumhuriyetine,rengini şehitlerimizin kanından alan şanlı bayrağımıza,her karış toprağı şehit kanıyla sulanmış aziz vatanımıza sahip çıkarak,dünya durdukça seni ve eserini yaşatmanın,her Türk için en büyük namus borcu olduğunu haykırır- ken,seni bir kez daha rahmet,minnet ve şükran duygularıyla anıyorum.
Zübeyir ÇÖMLEKÇİ
Bandırma Anadolu Lisesi Müdürü





2008-11-09 19:55:03
Yüreğinize sağlık hocam. Çok güzel bir yazı hazırlamışsınız.