Yeni Başlayan
Offline
Mesaj Sayısı: 473
|
 |
« : 02 Eylül 2008 - 01:32 » |
|
Ey nefis! Ne o, korkuyor musunı Sünnet ya da nafile diyemeyeceğin, hükmünde mezheblerin ihtilaf? olmayan Ramazan orucu geldi diye. "Ben bu konuda falan görüşe uyacağım" deyip de kaçacağın bir yol yok. Biliyorum korkuyorsun.
Gündüzleri oruçlu olmak, geceleri teravih namaz?, biraz Kur'an tilaveti, sonra bir ay sürecek zahmet zannettiğin rahmet seni ürkütüyor. Senede bir ayda olsa enbiyâ ve sulehânın hayat şekline bürünmek seni zorluyor.
Korkma ey nefis! Sen bu işinde üstesinden gelecek bir yol bulursun, biricik arkadaşın şeytanın da yardımıyla. Hani Kur'an da: "şeytan size amellerinizi süslü gösterir" buyruşu var ya. işte sende bir süs bulursun. Hakk'? hak ile bo?mayı iyi becerirsin sen.
??e iyi bir Ramazan hazırlığıyla başlarsın. Gittişin market ya da pazarda almadık et, sucuk, peynir, pastırma, sosis bırakmazsın. İftarlıkları ayrı, sahurlukları ayrı hesap ederek muazzam bir al?? veri? yaparsın. Sonra şöyle bir ara durup: "Ya Rabbi biz var da alıyoruz.
Olmayan kulların ne yapsını Sana şükürler olsun ya Rabbi" diyerek vicdanın derinliklerinden gelen sese kulak verircesine eline birde fakir fukara için bir po?et alırsın ve başlarsın doldurmaya. Ve ey nefis! O an unutursun kendine aldığın et, sucuk, peynir ve zeytin çeşitlerini başlarsın makarna reyonunun başından fukara için iyi bir çeşit düzüyormu? edası ile teker teker atarsın torbaya; delikli makarna, burgu makarna, kulaklı makarna, boru makarna diyerek iyi bir makarna çe?idi yaparsın.
Sonra kendine aldığın zeytin ya?? aklına gelir ve hemen ayçiçek yaşına sarılırsın. Yine, aklına kendin için aldığın bal ve tereya? gelir, reçel ve margarin reyonuna yürürsün, böylelikle fakir fukarayı da düğünen bir mü'min(!) olarak al?? veri?i tamamlarsın. O verdiğin yardım(!) paketinin sahibi garibana da faturalarını yatırtmadıysan, arabanı y?katmadıysan ya da bir ayak işinde kullanmadıysan ne mutlu sana! Övünebilirsin...
Ey nefis! İşte ilk teravih vakti geldi. Haydi bakalım. Erzak depon savaşa hazır. Bakalım ruh depon neye hazırı Resulullah(s.a.v)'in sünneti müekkedesi, sahabenin terk etmediği sünnet: Teravih namaz?! Biliyorum ey alçak nefis! şimdi sen teravih namazının aslının sekiz rekat olduğundan bahsedeceksin. Yirmi rekâtın fazlalığından ve bid'atliğinden dem vuracaksın.
Mâ?Allah bu konuda bir muhaddis(!) ya da bir fakih(!) gibisin. Teravih namazının bütün ilmi yönlerini çözmüşsün. Peki mayası koku?mu? bir çamurdan ibaret olan sen, Hz. Ömer'in "Resulullah(s.a.v)'in zamanında sekiz rekatla alınan ecri biz bu gün yirmi rekatta ancak alırız" dediğini ne yapacaksın. Ama biliyorum alçak sefil! Sen hiçbir zaman sünnet yolundan ayrılmayan salihlerin takvasına ve zühdüne cezb olmadın.
Nefislerini nasıl devirdiklerine hiç bakmadın, bakamadın. Onlar'ın makamları sana cazip geldi; ancak yamalı cübbeleri ve has?r yatakları, kuru hurmalardan ibaret olan öğle yemeklerine dönüp hiç bakmadın ağzını doldura doldura ra?id halifeler derken dilin hilafeti anıyordu, ama halin saltanat? yaşıyordu.
Sonra sahur vakti gelecek. Teheccûd namazı için bölemediğin uykunu miden için böleceksin. Bu ifadeyi duydu?unda, bu durumu me?rulaştırmak için "Ehl-i kitabın orucuyla bizim orucumuz arasındaki fark sahur yemeğidir" hadisi uykunu açacak. "Bir kuru hurmaylada olsa sahur yapın" hadisi Şerifi de i?tahını açacak. Ve gündüzleyin yiyemeyeceğinin, içemeyeceğinin acısını yarım saatlik sultan sofrasında doyas?ya, patlayas?ya çıkaracaksın.
"Olaki sabah canım ?unu çeker, bunu çeker!" diyerek ne varsa hepsinden lokma lokma yiyeceksin. Canının çekmeyeceklerini de yükleyeceksin hantal bedenine. Sonra kulaş?na sabah ezanının sesi gelecek. Dikkate almayacaksın belki de. Çünkü sahuru geciktirmek sünnetti ya. Su içeceksin bolca. Ola ki susarsın yarın. ?çemeyecek olduğun suların hepsini iç.
Hatta içemeyecek kadar iç! Ne olur ne olmaz! ?msak ile birlikte nihayet ağzını yeme içmeye kapatacaksın. Sabah namazında cemaat mi? O da neş Bir sürü gerekçe bulup nasıl olsa yan çizeceksin. Yemeye içmeye kapattığın ağzını yalan, gıybet ve dedikoduya acaba nasıl kapatacaksını Biraz zor tabii, çünkü gıybetin, yalanın, dedikodunun imsa?? yok ki, bir günlük ihtiyacını alabilesin. gıybetin, yalanın, dedikodunun ve boş konuşmanın iftarı yok ki akşamı bekleyesin. Bunlara da bir mazeret bulursun; Tövbe, istiğfar ne diye var değil mi? Yaparsın olur biter!
Akşam yaklaşır; iftar saatine az kalmıştır. Ve sen ey nefis! Sahurda yemedik bir şey bırakmayan obur. Utanmadan bu gün hiç acıkmadığını, orucun sana zor gelmediğini konuşmaya başlarsın. Eski ağustos oruçlarının ne zor günler olduğunu anlatırsın.
Orucun sana zor gelmediğini de sahurda tşka basa yediklerinden değil de, takvandan(!) dolayı nefsinin ibadetten lezzet alma makamına geldiğinden dem vurursun. İftara az kala bir ara vicdanının derinliklerinden gelen: "Allah'tan kork! Sofrana bir fakir bul getir. Unutma ki ?bni Ömer fakiri olmayan sofraya oturmazdı. Unutma Hlife Ömer de yetimlere s?rtında erzak taşırd?.
şu iftar için hazırlattığın yemekleri de al bir fakirin, bir yetimin evine misafir ol. Resulullah(s.a.v)'in yetime bakıp gözetenlerin cennette kendisiyle yan yana olacağını ifade eden hadisleri hatırla" sesi bu?ulu bir nida olarak kulaş?na geldiğinde ?unu diyeceksin; "Tamam be! Bugün olmaz, sonraki bir iftarda yaparız" Bu tehir, sonraki yıllara sarkacak ve sonraki günler hiç gelmeyecek. Ta ki Azrail(a.s) yakana yapı?ana kadar. "İftarda acele edin" hadisi Şerifi ağzının sularıyla birlikte ağzından dökülür.
Ama o fakih(!) nefsin Resulullah(s.a.v)'in iftarı hafifçe açıp, akşam namazını k?l?p sonra yemeği yediğini nedense hatırlamıyor. ??ine geldiğinde ?afi mezhebini taklid eden fakihin(!) ne hikmetse ?afi mezhebine göre akşam namazının vaktinin abdest alıp beş rekatlık bir namaz k?lacak kadar olduğunu hatırlamaz.
Firavunların sofrasını andıran sofrana Muhammed (s.a.v.)(s.a.v)'in sünneti besmele ile başlayarak israf haramının besmele ile izale edileceğini zannedersin.Ve o hantal bedeninin vay haline! Akşama kadar yiyemediklerinin tüm acısını yarım saatlik zaman diliminde çıkarırsın. Doyuncaya, patlayıncaya, soda içinceye kadar yersin. Hatta belki sahura kalkamam diye birazda sahur için yersin.
Yemeklerin sonuna doğru içindeki fakih geçinen şeytana satılmış belam'ın (hevai nefsin) ortaya çıkar ve: "tabaktaki yemeği bitirip, taba?? temizlemek sünnettir" fetvasını söyleyiverir. Sen de bu sünneti! uygulama zorlu?una katlanarak(!) son bir gayret ile muttaki bir kul edasıyla tabakları sünnetlersin! Haramlardan ibaret sofranı sünnetlerle(!) süslersin.
O satılmış iç Belam'ına karış; "Ey alçak nefsin satılmış belam'? Hz. Ai?e annemiz; "Resulullah(s.a.v)'in tabaşında o kadar az yemek olurdu ki yemeği bitirdiğinde tabakta hiç yemek kalmazdı" buyuruyor. Sen alçak nefis niçin kendi oburlu?una sünnetten (ha?a!) delil arıyorsunı Niçin sünnetin bir kısmını alıp, bir kısmını kenara atıyorsunı "Benim ümmetim acıkmadan yemeğe oturmaz, doymadan kalkar" hadisi Şerifine ne oldu ey hevai nefisı "K?yamet günü en fazla açlık çekenler, dünyada en çok tok kalanlardır" hadisi Şerifi ne olacak ey sefilı "Allah'ın en sevmediği kul, obez/şişman kuldur.
Tabiatından şişman olanlar hariç" hadisi Şerifine ne oldu ey nefsin hevas?? Ai?e annemizin "Resulullah(s.a.v)'in sofrasında hiç bir zaman üç çeşit yemekten başka çeşit olmadı" rivayetini sana okutmadılar mı ey cahil! Resulullah(s.a.v)'in zühd ve takvasını karun sofrasına benzettiğin sofrada nasıl hatırlarsın ey nefisı "Dileseydim sa? yanımda altından, sol yanımda gümüşten birer Uhud yürütülürdü, benim dünya ile ne i?im olabilir?!" diyen Resulullah(s.a.v)'i Firavunvari sofralarında nasıl hatırlarsın. Allah-u Teâla kâfirlerden esirgemediği dünyalığı Resulullah(s.a.v)'den mi esirgediğini söylüyorsun diye karışlık veren iyiliği emredici, kötülü?ü nehyedici mü'minden de bir kulp bulup uzaklaşacaksın.
Seninle beraber siyasi içeriklerde mutab?k olan, devlet y?kan(!) adam olduğu zaman muhterem bir insan olacak. Ama Nefis putunu y?kan biri olduğunda ise onunda şu eksiklikleri var diyeceksin. Onunda şu günahları var diyeceksin. Firavuni hayatını, sofranı ve evini, nebevi sünnetlerle gizlemeye çalışacaksın. Seninle beraber olmamış eski arkadaşlarınıda uyanamamış birer ahmak olarak göreceksin. ??çiliğinde en az?lı komüniste taş çıkaracak kadar emeğin kutsallığından bahsedeceksin. Abdestli sosyalistlikten abdestli kapitalistli?e terfi edeceksin.
Ey hevai nefis! Oruç da t?pk? Miraç gibi aynı manayı taşır. Yükselmek demektir. Bil ki Allah katında yükselmek istiyorsan nefsinin ve şeytanın tepesine basman gerekiyor. Resulullah(s.a.v) "Kim Allah için tevazu gösterirse Allah da onu yüceltir" buyuruyor. "Mü'minin Mirac'?" olan namaz da nefsin haddini bilmesi içindir.
Oruç haddini bilmeyen nefse had bildirmenin bir yoludur. Oruç sana haddini bildirmiyorsa, orucunu gözden geçir, oruçlu olmak sana sadece fakirleri hatırlatıryorda fakirlerle beraber etmiyorsa bil ki ruhuna oruç tutturamamışsın. Oruç nefsini aşağılarda bırakıp ruhu ar?a yükseltmektir. T?pk? Ruhullah ?sa(a.s) gibi. Namazla yükselmeye çalışanın yardımına ko?an bir "burak"tır oruç. Ve kalkandır; yak?c?ya karış. Unutma ki bir gün vicdanını rahatlattığın tüm dini hükümler ve duygusal ifadeler her şeyi bilen Alim olan Allah tarafından sorgulanacaktır. Ve o gün, kimsenin konu?amadığı bir gündür
|