20 Kasım 2008 Perşembe 14:05 - Bozkır Haberleri, Bozkır Fotoğrafları, Bozkır Hakkında Bilgiler
Üye Girişi
Üye Adı: Şifre:  

Reklam Ver
Netsitem Bilişim
English French Deutsch Turkish
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

Kullanıcı Adı
Şifre

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: ahh teslimiyet...  (Okunma Sayısı 61 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yeni Başlayan
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 466
« : 30 Ağustos 2008 - 00:10 »

Kaf Da??’nın ardında mı, karlı da?ların zirvesinde misinı Yoksa bir Zümrüdüanka mısın? Söyle nesin, neredesin ki, seni bulmak bu kadar zor, elde tutmaksa sıratta yürümek misali…”



“…(İbrahim) dedi ki:

«Ben Âlemlerin Rabbi’ne teslim oldum»”

(Bakara Sûresi, 131)



Dün gece ans?zın çık?verdi karışma… Ben de fırsat bu fırsattır deyip sormaya başladım sorularımı gafilâne. Soru sorulmaması gereken bir makamla muhatab olduğumu düşünmeden… Dedim ki:

“-Âh teslimiyet! Kaf Da??’nın ardında mı, karlı da?ların zirvesinde misinı Yoksa bir Zümrüdüanka mısın? Söyle nesin, neredesin ki, seni bulmak bu kadar zor, elde tutmaksa sıratta yürümek misali…”

Önce bir derin süzdü beni. Maksadı yoklamakt? kalbimi… Belli ki, anlayacak olana söylerdi kavlini… Bakt?, bakt?… Sonunda söze başladı. Bilmem ki Mevlânâ misali söyleyeceğinin kaçta birini söyledi ve bilmem dinleyen, söyleyenin kaçta birini anladı. Yine de, anladığını anlatmaksa vazife, ben nakledeyim, siz de dinleyin anladığımı… Kalbime i?leyen nazarlarının eşliğinde başladı söze:

“-Evlâd?m…” dedi. “Benim yaşadığım yer, buralardan çok uzakta. Adına Rıza Ülkesi derler. Orada söz yoktur, kalpler konu?ur. Suâl yoktur, başlar e?ilir. Cedel yoktur, baktığın her yer Harem’dir. Orada kimse incitmez ve incinmez. O ülkenin sultanı Muhammed (s.a.v.) Mustafâ -sallallâhu aleyhi ve sellem-’dir. Yanında İbrahim ve ?smail -aleyhümesselâm- vardır, yani benim ceddim…



Evlât, gözlerin bu ülkeye vâs?l olmak için yüreğinin k?v?lc?mlandı?ını haber vermekte... Bağlang?ç için güzel… Lâkin önce bilmen gereken mühim şeyler var. Bu ülke -dedim ya- çok uzaklarda... Yol çetin… A?man gereken nice karlı da?lar, derin sular, yar?c? dikenler, f?rtınalı mevsimler var. Bunların yanında ins ve cin şeytanları; daha beteri de senden hiç ayrılmayan nefs canavarı var. ?mdi bütün bunları bile bile kabul ediyor musun yola çıkmayı? Yani demem o ki, yolun ba?? da «eslemtü/teslim oldum» demekle başlar. Teslim oluyor musun, karışna çıkabilecek her meçhûle, daha doğrusu onu ?hsan Eden’e?”



Cümlesi bittişinde, teslimiyetin cevap bekleyen nazarları yine kalbimin derinliklerinde dolaşıyordu. cevabı dudaklarımdan değil, kalbimden alacakt?. Öyle ya! Onun ülkesinde söz yoktu, kalbler konu?urdu. Gelelim bana... Kalb okuyucusunun karışsında ne söz söylenebilirdi ki? Zaten söylemek istesem de, söz bulamazdım bu suâl karışsında… Hayat? boyunca «eslemtü» dememiş, gönderilen hiçbir ilâhî ikramı tebessümle misafir etmemiş, semaya başını kaldırıp «üf», «of»lardan başka bir söz söylememiş, dili söylemediği yerde de kalbi isyanlarını haykırmış bir âsî olarak, ne dilimin k?m?ldamaya mecali, ne de kalbimin bakılacak hâli vardı. Bu yüzden, yüzümden başka kalbim k?zarmıştı. Utanç içinde, ba??m önde e?ik okunmayı bekledim. Ve o sırada konuştu teslimiyet!..

Benim sözsüz cevabım? anlıyor, fakat benim sükûtu anlayamayacağımı da bildiği için -rıza ülkesinin sâkini değilim, zira- zahmet buyurup sözcükleri kullanıyordu:

“-Görüyorum ki derya gibi olan acziyetinden bir damlacık olsun tatmak sana lütfedilmiş. Lâkin öylesine bidayettesin ki, kibrin tevazuunu fersah fersah a?mış. Yine de bu yol, rahmet-i ilâhî ile doludur. Senin gibiler de kapıdan döndürülmez. Madem bir lütf-i ilâhî olarak verilmi? kalbine azim, o hâlde yola koyulmak sana, kabul etmek de bize düşer.”



Teslimiyet, sözünü bitirdiğinde, bana da yüzümü yerden kaldıracak can bah?edilmişti. Karşımda ruhumu ok?ayan bir tebessümle duruyordu. Bakışlarından aldığım cesaretle, biraz da endişeyle sordum:

“-Peki efendim, bu yolculukta yalnız mı olacağımı Bir yârenim olup yardım etmeyecek mi bana?”

Sordum, ama sorar sormaz pişman oldum. Daha yola çıkmadan teslimiyetimi bozmu?, ilk adımda sorulara başlamıştım. Hemen kalbime döndüm, onu konuşturdum. Sözsüzce:

“-Affedin!..” dedim. “Hamlığıma verin. Zaten ham olmasaydım, şu an buralarda olur muydum? Rıza ülkesinin sonsuz semalarına kanat açmış, öteleri temâ?â ediyor olurdum. Pi?mek için, olmak için çıkıyorum ya bu yolculuğa, affedin ne olur!..”

Duydu af dileni?imi ve:

“-Peki…” dedi. “Ama unutma, soru sorma hakkın sınırsız değil. yoldaşının H?z?r olduğunu bil de, Mûsâ -aleyhisselâm-’ın üç sorudan sonra yalnız bırakıldı?ını hatırla. Bu yolda, soruların haddini a?tığında ceza alır, hattâ başa bile döndürülebilirsin.



Bu sebeple daima, ceddim İbrahim -aleyhisselâm-’ın nârın yanıbaşında kaderinin tahakkukunu beklerken, bana nasıl s?ms?k? sarıldı?ını hatırla!.. boşazına b?çak dayanmış hâlde, beni gönlünden hiç eksik etmeyen ?smail -aleyhisselâm-’? hatırla! Her şeyden öte, hayatı boyunca kalbinden «eslemtü»’den başka bir şey geçmemiş, darlıkta ve bollukta, rızânın son haddini yaşamış olan, rıza ülkesinin padi?ah?, o Güzel’i hatırla!



Eğer ayakların hep O’nun izine basarsa, gözün de, gönlün de yoldan kaymaz. En sarp kayalıkları, nicelerini alabora eden o tufanları hep O’nunla a?arsın. Sallallâhu aleyhi ve sellem…



Sözün kısası evlât, ben derim ki başka yâren arama. Dost olarak Rabbin, yâren olarak da azîz Peygamberin kâfidir. Kur’ân-ı Kerîm’de sorar Cenab-ı Hak:


«Allah kuluna kâfi değil midir?»



Ne cevap verilir bu soruya? Haydi, şimdi niyetini sağlam, azmini ziyade eyle de düş yola Allah’ın izniyle... O’nun izniyle yürü, O’nun izniyle var, varacağın yere in?Allah. Benim sözüm bu kadar. Haydi, kal teslimiyetle…”



Diyeceğini deyip geldiği gibi esrarlı bir hâlde gözden kayboldu teslimiyet. Artık onu: “Âh teslimiyet!” yazılı levhalardan okumaktan vazgeçip, Yüreğime yazmalı, hattâ kaz?malıydım.

Evet… Dediği doğruydu. Teslimiyetin de, rızanın da pâdi?ah?, Rasûller Sultanı’ydı. Her derdin dermanı O, her kilidin anahtarı O, yârenim, yoldaş?m, duâc?m hep O -sallallâhu aleyhi ve sellem-…

Âh bir öğrenebilsem O’na dost olabilmeyi, Rabbim!.. O zaman önümdeki çile dağları dümdüz olur; nehirler yola, kışlar bahara, dikenler güle dönerdi. Bir öğrenebilsem ey teslimiyetin Padi?ah?; “Teslim oldum Âlemlerin Rabbi’ne!..” demeyi…

Lutfeyle Rabbim, kerem eyle, dilime de, kalbime de Sen öğret ey Âlemlerin Rabbi! Sen’i benden, beni Sen’den ayırma, ey kimsesizlerin yâreni!

Alinti
Logged
Yeni Başlayan
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 287
« Yanıtla #1 : 30 Ağustos 2008 - 15:35 »

emeğine kalbine sağlık
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: