09 Ocak 2009 Cuma 02:39 - Bozkır Haberleri, Bozkır Fotoğrafları, Bozkır Hakkında Bilgiler
Üye Girişi
Üye Adı: Şifre:  

Ülfet Ticaret
www.wcs.com.tr UKAS ve TURKAK onaylı kalite belgelendirme
www.fqcert.com TURKAK ve TGA onaylı kalite belgelendirme
standartkalite.com Yönetim sistemleri, egitim ve danışmanlık
English French Deutsch Turkish
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

Kullanıcı Adı
Şifre

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Düşünceler & Görüşler  (Okunma Sayısı 98 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yeni Başlayan
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 432
« : 11 Temmuz 2008 - 09:51 »

11 Temmuz 2008
Yaşar Nuri Öztürk
 ynozturk@hurriyet.com.tr

Şeytanı yeğleyenler


Başlığımız, Kur'an'ın Zühruf Suresi 36-38. ayetlerinden esinlenerek atılmıştır

Şöy­le de­ni­yor o ayet­ler­de:

 

"Kim Rah­man'ın zik­ri­ni/Kur'an'ı gör­mez­lik­ten ge­lip on­dan uzak­la­şır­sa biz ona bir şey­tan mu­sal­lat ede­riz, o ona can yol­da­şı olur. Bu şey­tan­lar on­la­rı yol­dan sap­tı­rır­lar. On­lar­sa ken­di­le­ri­nin hâlâ hi­da­yet üze­re ol­duk­la­rı­nı sa­nır­lar. So­nun­da bi­ze gel­di­ğin­de şey­tan yol­da­şı­na şöy­le der: 'Keş­ke ara­mız­da iki do­ğu ara­sı ka­dar uzak­lık ol­say­dı! Ne kö­tü yol­daş­mış­sın sen!"

 

Rah­man'a kar­şı şey­tan söz ko­nu­su­dur bu­ra­da. Zi­kir, Kur'an'ın ad­la­rın­dan bi­ri ol­du­ğu­na gö­re, kar­şı kar­şı­ya ge­len de­ğer­ler, Kur'an de­ğer­le­riy­le şey­ta­nın de­ğer­le­ri­dir.

 

Bu­ra­da gö­z ar­dı edil­me­me­si ge­re­ken en önem­li nok­ta, şey­ta­nı yeğ­le­ye­rek Kur'an'a sırt dö­nen­le­rin, ken­di­le­ri­ni ışık ve aydınlık üze­re gö­ren ki­şi­ler ol­ma­sı­dır. Ya­ni bu ‘şey­tan yeğ­le­yi­ci­ler’, öy­le din­siz-iman­sız inkârcılar de­ğil, hi­da­yet id­di­a­sın­da ken­di­le­ri­ni öne çı­ka­ran ki­şi­ler­dir. Allah adına avukatlık yapmakta olan din yaygaracıları, şeriat isterükçüler, din baronları bu cümledendir.

 

Kur'an bun­la­rı ne­den, ‘hi­da­yet id­di­a­sı için­de sap­mış­lar’ ola­rak gös­te­ri­yor? Ce­vap, me­sa­jın esa­sı­dır: Kur'an dı­şın­da hi­da­yet ara­mış­lar­dır, bu­nun do­ğal so­nu­cu ola­rak şey­ta­nın dos­tu ol­ma ka­de­ri­ni yük­len­mek zo­run­da kal­mış­lar­dır.

 

Me­sa­jı tek­rar­la­ya­lım:

 

Hem Müslümanım deyip hem de Kur'an dı­şın­da hi­da­yet ara­yan­la­rın dos­tu şey­tan, na­sip­le­ri ise sa­pık­lık ve hüs­ran­dır. Ür­kü­tü­cü olan şu ki, bu hüs­ran, hi­da­yet yaf­ta ve id­di­a­sıy­la sah­ne­len­mek­te­dir. Tah­ri­bin bü­yük­lü­ğü iş­te bu­ra­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır. Ayet, ‘di­ne-İs­lam'a, mu­kad­de­sa­ta’ vs. gi­bi siyasal ifa­de­ler ye­ri­ne, vahye dayanan bir tâbiri, ‘Kur'an'a ters düş­mek’ tâbirini kul­lan­mış­tır. Ya­ni, Kur'an'dan onay al­ma­yan bir hi­da­yet id­di­a­sı ve bu id­di­a­ya bağ­lı din söy­le­mi, per­de­nin ar­ka­sı­nı gö­re­bi­len­ler için, ka­tık­sız bir sa­pık­lık­tır. Ka­tık­sız ve kat­mer­li.

 

Zaten Türkiye’de en yıkıcı sapıklıklar, en iğrenç ahlaksızlıklar; ‘din, mukaddesat’ perdesi altında milleti soyanlar tarafından sergilenmektedir. Çün­kü inkârcı sa­pık­lı­ğın ak­si­ne, Kur'an dı­şı din­ci­lik şek­linde be­li­ren sa­pık­lık, Al­lah'ın saf ve iyi ni­yet­li kul­la­rı­na mu­sal­lat olur ve on­la­rı din-iman di­ye di­ye pe­ri­şan eder. Bu­gün­kü İs­lam dün­ya­sı­nı et­ti­ği gi­bi. İs­lam dün­ya­sı ve o ara­da ül­ke­miz iş­te bu pe­ri­şan­lı­ğın kah­rı al­tın­da in­le­mek­te­dir.

 

Olay açık ve inkâr edi­le­mez bir bi­çim­de or­ta­da­dır: Ken­di­si­ne ‘İs­lam dün­ya­sı’ adı­nı ve­ren câmia, id­dia ve söy­lem­le­rin­de ıs­rar eder­se, akıl bi­zi iki şey­den bi­ri­ni ka­bu­le zor­la­ya­cak­tır:

 

1. Bu câmia al­da­tı­lı­yor ve­ya ken­di­ni al­da­tı­yor, ya­şa­dı­ğı­nı id­dia et­ti­ği din, Kur'an'ın ge­tir­di­ği ve adı­nı ‘İs­lam’ koy­du­ğu din de­ğil­dir,

 

2. İs­lam dün­ya­sı doğ­ru söz­lü ve dü­rüst öz­lü­dür, bo­zuk­luk ve tu­tar­sız­lık (hâşa) Kur'an'da­dır.

 

Bu iki şık­tan bi­ri­ni seç­mek zo­run­da­sı­nız. İs­lam dün­ya­sının pe­ri­şan­lı­ğı tar­tış­ma­sız ol­du­ğu­na gö­re, "Hem bu câmia sağ­lam­dır hem de Kur'an" de­me­ye kalk­mak ak­lın apa­çık­lık il­ke­si­ne  zıt olur.

 

Biz, yu­kar­ki iki şık­tan bi­rin­ci­nin doğ­ru ol­du­ğu inan­cı­nı ta­şı­yo­ruz. Se­be­bi de, hiç kuş­ku­ya düş­me­den be­lir­le­miş bu­lu­nu­yo­ruz. Bir kez da­ha söy­le­ye­lim:

 

‘İs­lam dün­ya­sı’ de­nen câmianın ya­şa­dı­ğı din, Kur'an'ın ge­tir­di­ği ve Hz. Mu­ham­med'in gösterdiği din olmaktan çıkmıştır. İçin­de o din­den bir­ şey­ler el­bet­te var­dır ama ta­ma­mı o din de­ğil­dir. Kur'an'ı ‘an­la­mak’ için oku­yan­lar, bu ger­çe­ği he­men­ce­cik gö­rü­ve­rir­ler.

 

Ül­ke­mizde de, po­li­tik ve eko­no­mik sal­ta­nat çı­kar­la­rı uğ­ru­na Kur'an'ın sa­de­ce adı kul­la­nıl­mak su­re­tiy­le ser­gi­le­nen bu ‘Kur'an dı­şı din’, men­fa­at ve­ya al­dat­may­la sus­tu­rul­muş kit­le­ler ha­riç, ak­lı ve id­ra­ki sağ­lam hiç­bir in­sa­nı ik­na ede­mez. Bu apa­çık ol­du­ğu için­dir ki, Kur'an dı­şı din­ci­li­ğin sa­vu­nu­cu­la­rı, sü­rek­li bir bi­çim­de afo­ro­za, tek­fi­re, teh­di­de, şid­de­te ve­ya ulûfe da­ğıt­ma yo­lu­na baş­vur­mak­ta­lar. Çün­kü idrâk ve ak­lı tat­min ede­cek hiç­bir şe­ye sa­hip de­ğil­lerdir.

 

Daha da vahimi, ahlaka sahip değillerdir. Ülkenin en büyük soygun ve talanlarında, en yıkıcı yalanlarında onların imzası vardır.

 

Kur'an'a sırt dö­nen din­ci sö­mü­rü­yü ta­nı­tıp bel­le­te­mez­sek, kör­pe ku­şak­la­rın şu üç be­la­dan bi­ri­ne tes­lim oluşunu sey­re­de­riz:

 

1. "Din bu ise ol­maz ol­sun" di­ye­rek din­siz­li­ğe ge­çiş,

 

2. "Din­siz ya­şan­maz ama kılı ve kumaşı tanrılaştırmış bir dine de kat­la­na­mam" di­ye­rek baş­ka bir di­ne ge­çiş,

 

3. Bil­gi­siz­lik, duy­gu­sal­lık yü­zün­den ve­ya eko­no­mik-po­li­tik se­bep­le­rin iti­şi­y­le Kur'an dı­şı dine bağ­lı­lı­ğı­nı de­vam et­ti­re­rek ruh ve ki­şi­lik den­ge­lerini yitirmek.

 

Sah­te di­nin, bu üç ih­ti­mal dı­şın­da va­at ede­ce­ği hiç­bir şey yok­tur. Dün­ya ve âhiret mut­lu­lu­ğu­na ya­tı­rım yap­mak is­te­yen­le­re, aklın egemenliğini esas alan Kur'an'daki İslam’ı öneriyoruz.

 



   

   
Logged

Hamdım             Piştim            Yandım
Yeni Başlayan
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 432
« Yanıtla #1 : 01 Ağustos 2008 - 10:26 »

1 Ağustos 2008
Nihat HAT?PO?LU
 nhatipoglu@hurriyet.com.tr

Ayşe Teyze’yi ahirete u?urlarken


Bundan on yıl önceydi. Ankara’daki yerel bir radyoda her hafta yaptığım programdaydım.
Programın sonunda -canlı yayında- biraz karışlıklı sohbet biraz da soru-cevap içerikli telefonlar alıyordum. Gelen birçok telefonun içinde bir telefon dikkatimi çekti. Sesinden hayli yaşlı olduğu anlaşılan bir hanımefendiydi benimle konu?an. Bu dinleyicim sitem edercesine konuştu: "Yavrucu?um niye bana gelmiyorsun, ziyaretime gelsene, Ayşe Teyze’nin elini öpsene, duasını alsana" dedi. Duraksadım. Kumanda masasındaki arkadaşlarımla göz göze geldik. Gülümsedim. Zaman zaman maddi ihtiyacı olan dinleyicilerimiz arar bizler de imkánlar nispetince yardımcı olmaya çalışırdık. Teyzenin de ihtiyacı olabilir diye; Teyze bir ihtiyacın var mı, yapabileceğim bir şey olabilir mi diye sordum. Hayır dedi, benim parayla-pulla i?im yok, ihtiyacım da yok. Sen bana u?ra, sana ihtiyacım var, dedi. Peki dedim ve adresini aldım.

Birkaç gün sonra da yanıma e?imi alıp Ayşe Teyze’yi ziyarete gittik. Evi, Ankara’daki Keçiören ilçesindeydi. Giri? katında oturuyordu Ayşe Teyze. Tek başına. Ya?? 90 civarındaydı. E?ini birkaç yıl önce kaybetmiş. Nurlu, ağzı dualı, tok sözlü, tok gözlü, tertemiz bir hacı teyze. Sohbet ettik. Güzel şeyler anlatıyordu. Hayata dair güzel ö?ütler veriyordu. Dünyayı da ahireti de iyi biliyordu Ayşe Teyze.

Etrafında aynı apartmanda oturan komşu kadınlar vardı. Bu hanımefendiler Ayşe Teyze’ye nöbetleşe bakıyorlarmış. Yemeğini yapıyor aynı zamanda duasını alıyorlarmış.

Sanıyorum on yıl süresince 2 veya 3 defa daha u?radım. Zira sürekli arıyor ve: "Teyzeni niye ihmal ediyorsun?" diyordu.

Son iki yılda Ayşe Teyze yataşa düştü. Zaten zayıft? ama iyice zayıflamıştı. Pek yemek yemiyordu. Sürekli Kuran okuyor, Allah’? zikrediyor ve ziyaretine gelen komşularına iyi ö?ütlerde buluyordu.

Sözleri iyice seçkinleşmiş ve daha da şiirleşmişti. Son ziyaretimde normal sözlerle değil, şiirle konuştu?unu gördüm. Zorlama olmadan, kendi kendine bir araya gelen anlamlı ve hikmetli sözlerle konuşuyordu. İlginçti, sanırım kalp temizliği dedikleri şey buydu. Lüzumsuz sözü yok gibiydi. ?stismar, art niyet ve yapmacıklık hiç yoktu.

Evini fakirlere bırakacağını söyledi bana. Çünkü çocuşu hiç olmamıştı. Sen doğrusunu bilirsin, dedim.

Bundan bir ay önce telefonla arad?. Ya?? artık yüze yaklaşmıştı. "Seninle mutlaka görüşmem lazım, vasiyetimi yapacağım, sana söyleyeceğim iki önemli şey var," dedi. "Böyle evlatlık olur mu, neden daha çok u?ramıyorsun" diye de sitemini belirtti. Daha sonra, "Bak gelirsin beni bulamazsın" cümlesini de ihmal etmedi. Tamam, gelirim hacı teyze dedim. Ama yoğunlu?umdan ötürü gidemedim. Zaman zaman e?ime hacı teyzeyi ihmal ettik, gitseydik keşke dememe rağmen bir türlü fırsat bulamadık. Bir daha da görüşemedik hacı teyzeyle.

Geçen hafta sonu hacı teyzenin evini aradım. Ziyaretine gidecektim. Telefona çıkan ve ta uzaktaki bir semtten gelip Ayşe Teyze’ye hizmet eden hanımefendi sesimi duyar duymaz; "Hocam çok geç kaldın, Ayşe Teyze’yi dün gömdük" dedi. Donakaldım. Bir şey diyemedim. İçimin acıdığını hissettim. Sadece ’Allah’?m senden geldik sana dönece?iz’ diyebildiğimi hatırlıyorum. Telefonu kapattım. Müthi? bir pişmanlık duydum. "Hacı teyze Allah’ın sana ve bize acısın" diyebildim sadece.

Evine gittim. Artık yoktu. Uzandığı sediri bomboştu. komşuları evini doldurmu?lardı. Taziyeyi orada kız kardeşi (80 ya?larında) ve komşuları kabul ediyorlardı. Son günlerde sürekli adımı sayıklamış. Ona çok önemli iki şey diyecektim diyemedim, diye söyleniyormu?. O evde değil, ama kendisine hizmet eden ve haylice fakir olan bir iyiliksever kadının evinde vefat etmiş. Ölümü çok sade ve rahat olmuş. Son günlerde sadece süt içiyormu?. Sürekli Kuran okuyormu?, Yüce Allah’ın adını anıyormu?. Yemek yemiyorsun teyze diyen iyiliksever ev sahibesine "Kuzum bana dünyadaki işin bitti artık diyorlar, benim i?tah?m kesildi" diyormu?. Ölüme böyle hazırlanmış Ayşe Teyze. Ölümü böyle görmüş, belki böyle yenmiş. Ölmeden evvel ölmek bu olsa gerek.

Bilmiyorum, belki sizin de mahallenizde, etrafınızda mutlaka böyle bir hacı teyze vardır. Modern çağın Rabiatü’l Adeviyye’sidir bu insanlar. Kimse farkında değildir onların. Kimse önemsemez onları. Bayramlarda tek başlarınadırlar çoğu kez. Kimse ziyaretlerine de gitmez onların. Ama belki onların duası hürmetine manen ayakta durabiliyoruzdur. Belki onların duası bizlere kalkan oluyordur. Bizleri koruyordur. Ben işte böyle gönlü tertemiz bir teyzemi ihmal ettim. Bari siz onları ihmal etmeyin. Onlara u?rayın, ellerini öpün, dualarını alın. Benim gibi geç kalmayın...
Logged

Hamdım             Piştim            Yandım
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 566
« Yanıtla #2 : 03 Ağustos 2008 - 23:05 »

kardeşim sağol yazının ikiside güzel ama ikinci yani nihat hatipoğlu hocamızınki  ibretlik bu günün i?ni
yarına bırakmamak lazım  i?i?ten  geçmeden gelipte bulamamakta var işin içinde
Logged

Nice  insanlar gördüm, üstünde elbise yok.
Nice elbiseler  gördüm, içinde insan yok.

                             Mevlana
Yeni Başlayan
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 71
WWW
« Yanıtla #3 : 04 Ağustos 2008 - 13:34 »

kardeşim sağol yazının ikiside güzel ama ikinci yani nihat hatipoğlu hocamızınki  ibretlik bu günün i?ni
yarına bırakmamak lazım  i?i?ten  geçmeden gelipte bulamamakta var işin içinde
Logged

NE TUAF DEĞİLMİ İÇİMİ ACITANDA SENDİN ACIMI DİNDİRECEK OLANDA
Yeni Başlayan
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 40
« Yanıtla #4 : 04 Ağustos 2008 - 20:00 »

anlayana cok güzel bir örnek.elbette yaslilarimizi ihmal etmememiz lazim.cünkü bugünün gencleri(BIZLER) unutmayalim yarinin yaslilariyiz.dua edelim ALLAHkimseyi yanlizlikla tebiye etmesin insallah.bu haberde emegi olan arkadaslardanda ALLAH razi olsun.
Logged

NE AVUSTURYA NEDE NEWYORK KARDESIM VALLAHA BOZKIR GIBISI DÜNYADA YOK
Yeni Başlayan
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 432
« Yanıtla #5 : 05 Ağustos 2008 - 10:39 »

                                                                                                                        Bugün: 05 Ağustos 2008 ,Takvim Gazetesi

Şükrü Kanber


Köy Enstitüleri ve Kur'an Kursları

AK Parti'nin kapatılmamasının üzerine Konya'da çöken Kur'an kursu binası puslu havada ellerini ovu?tururken avuçları boş gelenlere büyük bir fırsat verdi.
18 masum yavrunun ölümleri üzerinden içlerindeki tüm kini kusma ?ansını tepe tepe kullanıyorlar.
Onlar Kur'an'? Kerim'i duvarda süs olarak görmeye alığıklar ve öyle kalmasından yanalar.
Onların aslında dinle diyanetle alakaları yok; din Hıristiyanlık, Yahudilik, Paganlık, ?amanlıksa büyük bir zevkle kültüler katkıda bulunmayı vazife edinirler...
Tek makbul olmayan İslam dinidir.
Hani Sünni İslam diye güya sanki bir Alevi İslam? varmış gibi aşağılamaya çalıştıkları tek problemli alanlarıdır İslam dini...
Bunun adını açık koymak lazım...
Sanki tüm ilkokullar, liseler son derece muntazam yapılmış gibi, son derece sağlammış gibi iş Kur'an Kursu meselesi gelince içlerinde birikmi? kini tutamıyorlar, kusuyorlar...
Neymi?, cahil halk kandırılıyormu?, yoksullukları kullanılıyormu?!
?yi de kardeşim bu ülkede cahillik ya da yoksulluk bir kader midir?
Ne olsaydı, zaten cahil zaten yoksul olan insanlar çocuklarını evlerinde hapsetseler daha mı iyi?
Bu mudur önerdiğiniz yol?
O aşağıladığınız Kur'an kursları devletten tek kuru? yardım almıyor.
Sizin kurduğunuz "kamu yararına dernek" safsatası altında Cumhurbaşkanlarının örtülü ödeneklerinden bağış çarpmıyorlar.
İnsanların vatan millet Sakarya duygularını sömürerek para toplamıyorlar.
Tamamen gönüllülük üzerine, tamamen ibadet duygusuyla ve tamamen karışlık beklemeden yapılan bir yardımla?ma biçimi bu.
Siz Köy Enstitülerini kurdunuz, başardınız, becerdiniz de insanlar gelip okumadılar mış
eğitim adı altında komünizmi, materyalizmi kakalamaya çalıştığınız için bu ülkenin uyanık insanları size göre göbeğini ka??yanlarprim tanımadılar.
Devlet yanınızdaydı, siyaset yanınızdaydı, para vardı, pul vardı...
Sonuç ne?
Belki çok yararlı olabilecek bir projeyi kör ideolojilere kurban etmediniz mi?
Ne yani sizin a?ınız tutmadı diye bu toplum kendi çarelerini üretmekten de mi mahrum kalmal??
Hep cahil, hep fakir, hep köylü kalmalı ki sizin saltanatınız sürsün, iktidarınız yürüsün.
İşte o cahil ve kaba sabah insanlar kendi çözümlerini kimseye yük olmadan üretiyorlar ve ülkelerinde söz sahibi oluyorlar.
Çatlasanız da patlasanız da h?rsınızdan dudaklarınızı kanatsanız, kininizden kanser olsanız da bu böyle...
İslam dini var olduğundan beri sizin gibi kaç saldırganı gö?üsledi, kaç alçakla karışla?t??
Onlar tarihin karanlık diplerinde kendilerine yer beğeniyorlar ama bu ülkenin güzel dini tüm ha?metiyle yerli yerinde duruyor.
Elbet insan hatalarını kabullenmiyoruz.
Elbet o binada her ne için olursa olsun ihmali bulunanları affetmiyoruz.
Elbet onların cezalandırılmalarını istiyoruz.
Ama Kur'an'a sövülmesine, İslam dinine bu bahaneyle saldırılmasına da gönlümüz razı değil.
Depremde koca koca binalar kağıt gibi çöktü, Veli Göçer'in boynuna giydirilen "zanl?" tabelasından başka geriye ne kaldı?
Kocaman hiç!
şimdi yıllardır yaşadı?ınız yenilgilerin öcünü çöken bir binanın enkazı altından kaldırmaya çalışmayın, ayıp oluyor.
« Son Düzenleme: 05 Ağustos 2008 - 10:42 Gönderen: AliRizaOzaslan » Logged

Hamdım             Piştim            Yandım
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

Google ve orumceklerin son ziyareti 28 Aralık 2008 - 11:49