09 Ocak 2009 Cuma 00:52 - Bozkır Haberleri, Bozkır Fotoğrafları, Bozkır Hakkında Bilgiler
Üye Girişi
Üye Adı: Şifre:  

Reklam Ver
www.wcs.com.tr UKAS ve TURKAK onaylı kalite belgelendirme
www.fqcert.com TURKAK ve TGA onaylı kalite belgelendirme
standartkalite.com Yönetim sistemleri, egitim ve danışmanlık
English French Deutsch Turkish
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

Kullanıcı Adı
Şifre

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Allah Resûlü’nün (s.a.s.) eşleriyle Münasebeti  (Okunma Sayısı 88 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kıdemli Üye
****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 2562
« : 30 Temmuz 2008 - 08:07 »

Allah Resûlü’nün (s.a.s.) eşleriyle Münasebeti
Doç. Dr. Muhittin AKGÜL



 
 

 


İnsanı yaratan ve ona mutlu olmanın yollarını öğreten Yüce Mevla, gerçek mutluluğun kaynaşını ve onun nasıl yakalanacağını da her dönemde gönderdiği peygamberlerle göstermiştir. Arıyı kraliçesiz, karıncayı beysiz bırakmayan Cenâb-ı Hak, insanı da lider ve rehbersiz bırakmamıştır. Hayatın her alanıyla ilgili takip edilmesi ve yapılması gereken en ideal davranışları, rehber insan peygamberlerle bildirmiştir. Bütün peygamberlerin mesajlarının esaslarını özetleyen ve en son ilkeleri insanlığa getiren Allah Resûlü (s.a.s.) ise örnek olma noktasında en zirveyi temsil etmektedir. O’ndan sonra peygamber gelmeyeceğinden dolayı da, herkese örnek olmuş ve herkesin ya?ayabileceği bir hayatı temsil etmiştir. Hem Allah’ın son ve seçkin bir peygamberi olması, hem de her davranışının Yüce Yaratıcı tarafından öğretilmi? olması, Resûlullah’a (s.a.s.) ayrı ve önemli bir konum kazandırmıştır. Di?er bir ifadeyle Allah Resûlü’nün bu denli eşsiz bir konumda olması, onu terbiye edenin Allah olmasındandır: “...Allah, sana Kitâb’? ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu büyüktür.” (Nisa Sûresi, 4/113) âyetiyle, “Beni Rabbim terbiye etti. Hem ne kadar da güzel terbiye etti!” (Münavi, Feyzü’l-Kadir, 1/224) hadisi de bunu göstermektedir.

Evet, O bir üsve-i hasenedir. O’nun (s.a.s.) bizler için örnek olduğu önemli konulardan biri de aile kurumu ve eşler arasındaki münasebetlerdir. O’nun eşlerinin birden fazla olup onların değişik kültür ve ya?ta olmasının belki de önemli hikmetlerinden biri, ümmetine aile konusunda örnek olması ve eşlere nasıl davranılacağını detaylı bir şekilde göstermesidir. Günümüz insanlarının aile kurumunu tam olarak ayakta tutamamas?, özellikle de O’na inananların ailevi ilişkiler noktasındaki eksikliklerinden dolayı, boğanmaların artmas?, ailevî kavgaların ço?almas?, boğanmadan dolayı arkada kalan çocukların çeşitli sıkıntılara maruz kalması gibi olumsuzlukları da düğündüğümüzde, yeniden O Örnek İnsan’ın bu yönüne ihtiyacımız daha bir önem kazanmaktadır. İşte bu makalede Allah’ın (c.c.) kendisini terbiye ettiği O E?siz Resûl’ün (s.a.s.) ailesiyle olan ilişkisi, onlara nasıl davrandığı, yardım ettiği, değer verdiği, k?rmadan ve severek bütün olumsuzluklara rağmen mutlu bir hayatı nasıl yakaladığı ortaya konulacaktır.

Aile Kurumunun Önemi

O’nun insanlığa getirdiği Son Mesaj’da, temelde insanların bir ana-babadan meydana gelen bir topluluk olduğuna (Hucurât Sûresi, 49/13) vurgu yapılır. Buna göre insanların renk, ?rk, cins, ülke, soy, sop bakımından farklı olmaları bir ayrıcalık değil, tam tersine bir yakınla?ma, kaynaşma ve tanışma vesilesidir.

Böyle büyük bir insanlık topluluşu içinde aile, toplumun en küçük ve en önemli parçasını teşkil etmekte; bu parçanın da en merkezini kar?-koca tutmaktadır.

Son Nebi Hz. Muhammed’in (s.a.s.) getirdiği İlahi Beyan’da özellikle erke?e hitapta bulunularak e?iyle hoşça ve güzelce geçinmesi, onda hoğlanmayacak bir yön görse bile bunu kavga ve ayrılma sebebi yapmamas?, bunlara katlanmak suretiyle bilmediği başka yön ve yerlerden mükâfatların takdir edilece?i (Nisa Sûresi, 4/19) vaat edilmiştir ki, böyle bir tavsiye, eşler arasındaki ahengin ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından oldukça manidardır.

Başta da belirtildi?i gibi ideal bir eş olma noktasında Kâinat’ın Efendisi (s.a.s.), her mü’min için tanınması ve uyulması gereken mükemmel bir modeldir. Bu ideal modelde ailesiyle ilişkilerine baktığımızda öne çıkan belli bağlı ilkelerin ?unlar olduğunu görmekteyiz.

eşleriyle İstişaresi

İnsan, kurulu bir makine ya da robot değildir. Duyguları, düşünceleri, hisleri, belli konularda görüşleri olan ve bunların dikkate alınmasını, bunlara önem verilmesini isteyen bir varlıktır. Hayat? beraberce paylaşan, sıkıntıları beraberce gö?üsleyen, uzun bir zaman dilimini beraberce geçirmek mecburiyetinde olan eşler için ise bu durum, daha da bir önem arz etmektedir. Dolayısıyla bir hayatı beraberce geçiren eşlerin, her zaman birbirlerinin fikirlerine müracaat etmeleri, onları dikkate almaları ve onlardan faydalanmaları kaçınılmazdır. İşlerin bir konsensüs içerisinde yürütülmesi, karar vermede zorlanıldığı yerlerde danı??lması ve karışsındakine değer vermenin önemli bir işareti olan danı?ma mekanizmasını kullanması anlamlarına gelen istişarenin, evlilik hayatında vazgeçilmez bir yönü vardır. Mü?averenin bir anlam? da farklı kovanlardan, çiçeklerden bal çıkarmaktır. Allah Resûlü (s.a.s.) bunu kullanmış, hem de en kritik zamanlarda ve olaylar karışsında tatbik etmiş, böylece eşlerle istişarenin yapılmasının bir Sünnet-i Nebevî olduğunu göstermiştir. Yüce Beyan müstakil bir sureye ?ûrâ adını vermekle de buna dikkatleri çekmi? ve istişare yapanları övmüştür. Bu yüce beyanın be?er hayatına en ideal yansımasını, Fahr-i Âlem Efendimiz’in daha ilk vahiyle karış karışya kaldığındaki tavrında görüyoruz. Allah Resûlü (s.a.s.) ilk defa Cibril’le karışla??nca, sevgili ve biricik e?i Hz. Hatice (r.a.) Validemiz’e varmış ve başından geçenleri onunla paylaşmıştı. O firaset sahibi Hz. Hatice de Resûlullah’? (s.a.s.) teselli ederek gönül ok?ayıc? ve heyecan yat??tır?c? sözler söylemiştir. (Bkz: Buhârî, Bed’ü’l-vahy 3)

Allah Resûlü (s.a.s.) değişik zaman ve durumlarda eşleriyle istişare mekanizmasını ihmal etmemiş, böylece konunun ne denli önemli olduğunu göstermiştir. Mesela Peygamberimiz (s.a.s.), Hudeybiye gibi son derece önemli olan bir anlaşmayı yaparken şartların zahiren Müslümanların aleyhine olduğunu gören Müslümanlar, yaşadıkları şokun tesiriyle Resûlullah’ın (s.a.s.), “kurbanlarını kesip ihramdan çıkmaları” şeklindeki emrini yerine getirmede işi ağırdan almışlardı. Bu, bir peygamber için oldukça zor ve hassas bir durumdu. İşte böyle zor bir durum karışsında Allah Resûlü (s.a.s.) eşlerinden Ümm-ü Seleme Validemiz’le istişare etti. Yapt? istişarenin de hakkını vererek kendisi kurbanını kesip ihramdan çıktı. Bunu gören ashap efendilerimiz de hemen durumu anlayıp aynı şeyi yaptılar. Böyle bir danı?ma, tarihin belki de şahit olmadığı bir danı?maydı.

Bugün bile devlet başkanları, kadın haklarına önem verdiklerini iddia eden ülke ve milletler, aradan bu kadar süre geçmesine rağmen hâlâ böyle bir örnek sergileyememişlerdir. Allah Resûlü’nün (s.a.s.) mümtaz e?i Hz. Ai?e (r.a.) Validemiz’e atılan iftira karışsında da aynı istişare ilkesinin uygulandı?ını görüyoruz. Böyle bir durumda Resûlullah (s.a.s.), Hz. Ai?e ile ilgili istişareyi, diğer e?i Zeyneb binti Cah?’la yapıyor. Örnek Rehber’imizin hayatı böyle olmasına rağmen, bugün “kadına danı? ama tersini yap!” şeklindeki bir anlayış?n, nebevî çizgiden ne kadar uzak olduğu a?ikârdır.

eşlerine Yardım Etmesi

İnsanların tek başlarına hayatlarını devam ettirmeleri oldukça zordur. Beraberce yaşama, ancak birlikte iş yapmayla olur. Aynı yuvayı paylaşan eşler ise yardımla?maya en fazla muhtaç olanlardır. Bir evin işleri, eşlerin beraberce taşın altına ellerini koymalarıyla kolayla??r, hayatları çekilir hâle gelir, zorluklar aşılır. eşlerin konumu ne olursa olsun, bir e?, evinde e?tir. ??i ve makamı evdeki bu fonksiyonuna hiçbir engel teşkil etmez, etmemelidir. “şu konumdayım! İş yerindeki makamım bu işleri yapmaya engeldir! Toplumdaki statüm ?udur!” gibi bahaneler, sadece sorumluluktan kaçma ve rahat? seçmenin yalanc? kaçamaklarıdır. Hiç kimsenin konumu Kâinatın Efendisi kadar yüksek, işleri O’nun kadar yoğun ve statüsü de O’nunki kadar yüce değildir. O ki (s.a.s.), her an vahye muhatapt? ve Cebrail’le sohbet ediyordu. Melekler selam duruyor, âlemin işi O’nu bekliyordu. Ama O (s.a.s.) yine de eşlerine yardımdan geri durmuyordu. Durmuyor ve ümmetine bu konudaki ideal ölçüyü gösteriyordu.

İşte Âlemlerin Efendisi’nin (s.a.s.) eşlerine yardımdaki birkaç örne?i. Evinde ailesinin işleriyle kendisi ilgilenirdi. Elbisesini mübarek elleriyle kendisi dikip yamard?.

Koyunlarını kendisi sa?ıyor, ayakkab?larını kendisi tamir ediyordu, kendi hizmetini kendisi görüyor ve devesini de kendisi yemliyordu. Hizmetçisiyle beraber yemek yiyip hamur yoğurduğu zamanlar da olurdu. Çarşıdan aldığı malları kendisi taşır, çocuk işlerinde eşlerine yardım ederdi.

eşlerine değer Vermesi

İnsanî ilişkilerde karışdakine değer verme, sevginin devam etmesine ve artmasına vesiledir. Bu değerin ifadesi bazen bir söz, bazen bir bakış ve bazen de bir muameleyle kendini gösterir. Başkasına haddinden fazla bir iltifat yersiz olduğu gibi, aradaki sevginin artmasına vesile olacak taltifi esirgemek de nankörlüktür. Dünya hayatında uzun bir süreç diyebileceğimiz bir ömrü beraberce sürdüren eşlerde ise, bu durum daha da önem kazanmaktadır. Böyle bir durumda Örnek İnsan Allah Resûlü (s.a.s.) şu muameleleri yapmıştır. eşlerini sevdiğini bizzat ifade ederdi. Aynı zamanda eşlerine kendilerinde bulunan faziletlerini ihsas ettirir ve söylerdi. Hayvana binmesi için yardımcı olma gibi (Buhari, Megâzî 38) sevginin bir yansıması olarak kabul edece?imiz nazik davranışı yaparak, aradaki sıcaklığı pekiştirirdi. Bir gün kendisini yemeğe davet etmişlerdi de, O Nezaket Âbidesi (s.a.s.), böyle bir davete katılmasının şart? olarak: “Hanım da olursa” kaydını koymuştu. (Müslim, eğribe 139).

eşlerinin bir sıkıntısı olduğunda onlarla ilgilenir, ağlayan birini gördüğünde teselli eder, elleriyle onun gözyaşlarını siler ve böylece ağlamasını dindirmiş olurdu. Mesela bir gün Safiyye Validemiz’in üzüldüğünü görmüştü.
Hanımlarından biri Safiyye Validemiz’in Yahudi asıllı olduğunu hatırlatmış: “Ey Yahudi kızı!” demişti. O, bu durumu Allah Resûlü’ne aktarmış ve üzüntüsünü dile getirmişti. Efendimiz de (s.a.s.) onu şöyle teselli etmişti:

“Bir daha sana böyle bir şey diyecek olurlarsa, sen de onlara şu cevabı ver: ‘Benim babam Hz. Harun, amcam Hz. Musa, kocam da gördüğünüz gibi Hz. Muhammed Mustafa’dır. Siz bana karış neyinizle övünüyorsunuz?’” (Tirmizî, Menâk?b 63; Hâkim, el-Müstedrek, 4/31) Böyle mükemmel bir çözüm kimi sevindirmezdi ki! Zaten öyle de oldu. Safiyye Validemiz Allah Resûlü’nün (s.a.s.) huzurundan bütün üzüntülerini geride bırakmış, öyle ayrılıyordu.

Hz. Ai?e'nin (r.a.) çocuşu yoktu. Bunun için künyesi de yoktu. Araplarda künyeye çok ehemmiyet verilirdi. Bunun için Hz. Ai?e üzülürdü. Bir gün Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bunu arz etmiş ve Peygamberimiz (s.a.s.) de buyurmuştu ki:

“Sen yeğenin Abdullah bin Zübeyr'i kendine evlat edinirsin ve onun ismine izafeten de künye alırsın.” Bundan sonra Hz. Ai?e yeğeni Abdullah bin Zübeyr'e izafeten Ümm-ü Abdillah diye künyelendi. (?bn Sa’d, Tabakât, 8/66).

Onlara Ho?görü ve şefkat Göstermesi

E?, insana Allah’ın bir emanetidir. Emanete h?yanet ise bir nifak sıfat?dır. Yüce Beyan değişik ayetleriyle eşlere muamelenin nasıl olması gerektiğine vurgu yapmış, Allah Resûlü de (s.a.s.) lâl ü güher sözleriyle bunu pekiştirmiştir. “..Erkeklerin hanımları üzerinde bulunan hakları olduğu gibi, hanımların da kocaları üzerinde me?rû çerçevede hakları vardır…” (Bakara Sûresi, 2/218) buyrularak haklara dikkat çekilmi?, “..Onlarla hoşça, güzelce geçinin. ?ayet onlardan hoğlanmayacak olursanız, olabilir ki bir şey sizin ho?unuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur…” (Nisâ Sûresi, 4/19), buyrularak da onlara karış güzel bir muamele içerisinde bulunulmasının, âyette belirtilen haklardan biri olduğu açıkça belirtilmiştir.

Konuyla ilgili olarak Resûlullah (s.a.s.) de, eşlere karış güzel muameleyi, Allah katında hayırlı olarak kabul edilmeye vesile teşkil eden önemli bir davranış olarak kabul etmiş ve, “En hayırlınız, aileniz için hayırlı olandır. Bana gelince ben, aileme karış en hayırlı olanınızım.” (Tirmizi, Menak?b 63) buyurarak, eşlerine nasıl davrandı?ını göstermiştir. Başka bir sözlerinde de: “kadınlara karış hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda emanet gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik i?lemesinler.” (Tirmizi, Tefsiru Tevbe (9) 2) buyurarak, hanımların, Allah’ın insanın uhdesine verdiği birer emanet olduğuna, dolayısıyla bunda kusur edilmemesi gerektiğine vurgu yapmıştır.

Hayırlı olmanın bir ölçüsü de onların hataları karışsındaki tutumdur. Rahmet Elçisi (s.a.s.), erkeğin, eğine karış nezaketli ve sabırlı olmasını, özellikle de hanımların hassas olmalarından dolayı da daha nazikçe davranılmasını tavsiye etmiştir. Bir te?bihle onların “e?e kemişinden yaratıldıklarını” (Buhari, Nikah 79; Enbiya 1) belirterek, nezaket ve incelikteki konumlarına işaret etmiş, yerli yerince muamele yapılmadı?ında ise kırılmanın mukadder olduğunu belirtmiştir.

İnsan, kusursuz bir varlık değildir. Ancak kusurların da bir telafi yöntemi, hatta bunlardan dersler ve ibretler çıkarmanın söz konusu olduğu metotlar vardır. İşte Allah Resûlü de (s.a.s.) zaman zaman eşleri arasında meydana gelen bu kabil olaylar karışsında hemen karışlık vermiyor, teenni ile hareket ediyor, böylece öfkeyle alacağı müspet neticeden daha fazla netice elde ediyordu.

Safiyye Validemiz çok güzel yemek yapard?. Bir defasında Resûlullah (s.a.s.) Hz. Ai?e Validemiz’in odasındayken ona yemek yapıp göndermişti. Bunun karışsında Hz. Ai?e Validemiz bir k?skançlık hissetmiş ve kendisini bir titreme sarmıştı. O kadar ki yemek tabaşını aldığı gibi yere at?p kırmıştı. Resûlullah (s.a.s.) sesini çıkarmamış, sabır ve tahammülüyle işin sonunu hayra çevirmişti. Bir süre sonra Ai?e Validemiz pişman olmuştu. Hatta sadece pişmanlıkla yetinmemiş, aynı zamanda bunun kefaretini de sormuştu. Resûlullah (s.a.s.) da kefaretinin taba?a aynıyla tabak, yemeğe misliyle yemek olduğunu bildirmişti. (Ebu Davud, Büyu’ 91; Nesai, ??retu'n-Nisa 4).

kadınlara karış hayırlı olmanın bir ölçüsünün de onlara hakaret etmeme ve onları asla dövmeme olduğunu görüyoruz. Başka insanlara bile hakareti hoş karışlamayan Hz. Peygamber (s.a.s.) özellikle eşlere karış daha hassas olunmasını tavsiye etmiş, hele dövme gibi insana yakışmayan kaba-güç gösterisini asla tasvip etmemiştir. Bilhassa gündüz, kadını hayvan döver gibi dövüp gece de yanına gitmeyi sert bir lisanla k?namıştır. Dolayısıyla gece, bütün başları koparmak zorunda olan insanın gündüzkü tavrı hiç hoş karışlanmamıştır. Fiili olarak da Allah Resûlü’nün hayatında asla böyle bir şey görülmemiştir.

Hanımlarının Yakınlarına da değer Vermesi

Allah Resûlü’nün (s.a.s.) hanımlarıyla ilişkisinde dikkate değer bir davranışı da, eşlerinin yakınlarına ve dostlarına itibar göstermesi, zaman zaman onlara hediye göndermesiydi. Evine u?rayan yaşlı bir kadına itibar gösterir, iltifat ederdi. Hz. Ai?e Validemiz sebebini sorunca,

“Ey Ai?e, bu kadın Hatice’nin arkadaşıdır. Onun sağlığında bize u?rard?. “Dostlu?a vefa göstermek imandandır.” demiş, böyle bir davranışı Hz. Hatice’yi sevmenin bir belirtisi olarak kabul etmişti. Aynı zamanda Resûlullah (s.a.s.) her koyun kesiminde Hz. Hatice’nin arkadaşlarına da bir pay gönderirdi. (?bnü’l-Esîr, Üsdü’l-ıâbe, 7/84).

Onlara Karşı İlgi ve Sevgisi

Birbirlerini sevenler, birbirlerine katlanırlar, kusurlarını görmezler. Varsa müsamahayla karışlarlar. Hayat arkadaşlarının bu konuda daha duyarlı olması gerekir. Zira sadece burada değil, aynı zamanda ahirette de beraber olacaklardır.

Kâinatın Efendisi (s.a.s.) o kadar yoğun işlerinin arasında şefkatli bir eş olarak eşlerine kıymet veriyor, onları dinliyor, anlattıkları haberlerle ilgili onlara yorumlar yapıyor ve sevdiğini söylüyordu. Hz. Ai?e Validemiz, bir gün Resûlullah’a (s.a.s.), o zaman Araplar arsında yaygın olan ve 11 hanımın bir araya gelerek kocalarıyla ilgili birbirlerine anlattıkları hikayeyi anlatmıştı da Resûlullah (s.a.s.) bunu dinlemi? ve yorum yapmıştı. (Buhari, Nikah 82).

Allah Resûlü’nün eşlerine karış gösterdiği sevginin bir alameti, onlarla birlikte vakit geçirmesidir. Hem bir devlet başkanı, hem bir peygamber olmasına ve hem de yoğun işlerine rağmen ailesini ihmal etmiyordu. O’nun (s.a.s.) en mükemmel kul olmasından dolayı ibadet hayatı ve sahabesiyle geçirmek zorunda kaldığı çok önemli zaman dilimleri, asla ailesini ihmale götürmüyordu. Buna son derece dikkat ediyor, onlarla beraberliklerinde sohbet ediyor, hâl ve hatırlarını soruyor ve ?akala?ıyordu.

Hatta özellikle ailenin bir araya gelmesini sağlamak maksadıyla her akşam, bütün hanımlar, Resûlullah (s.a.s.), o gece kimin yanında geceleyecek ise, topluca oraya gelir, sohbet ederlerdi. Bu toplantılarda Resûlullah’ın (s.a.s.) eşlerine ibretli k?ssalar anlatır, hepsini tebessüme sevkedecek latifeler yapard?.

Bu sevginin en önemli göstergelerinden biri de eşlerinin zevklerini nazar-ı itibara almasıydı. İnsan sarraf? Ufuk İnsan (s.a.s.) o kadar ince şeyleri düğünürdü ki, böyle bir inceliği de zaten ancak bütün eğitimini Allah’ın (c.c.) nezaretinde yürüten birisi gösterebilirdi. Hz. Ai?e (r.a.) ile kaldıklarında k?lacağı nafile namaz için ondan izin istemişti. Hz. Ai?e (r.a.) de böyle bir soruyu şeref kabul etmiş ve istediğini ona vermişti. Hz. Ai?e Vâlidemiz anlatıyor:

“Allah Resûlü (s.a.s.), bir gece bana hitaben; ‘Ya Ai?e’, dedi, ‘müsaade eder misin, bu gece Rabbimle beraber olayımı” (O, Rabbiyle beraber olmak için bile hanımından müsaade isteyecek kadar incelerden ince bir insandı.) Ben, ‘Yâ Resûlallah! Seninle olmayı isterim; fakat senin istediğini daha çok isterim.’ dedim. Sonra, Allah Resûlü (s.a.s.) abdest aldı, namaza durdu, k?râatinde ‘?nne fî halkissemâvâti ve’l ardi’ âyetini okudu, okudu ve sabaha kadar gözyaşı döktü.”

Görüldüğü üzere Hz. Peygamber (s.a.s.) sadece dünyevi konularda değil, uhrevi konularda bile, eğine gösterilmesi gereken ihtimamı asla esirgemiyordu.

Sonuç

Allah Resûlü’nün (s.a.s.) her yönüyle Müslümanların örnek almaları gereken bir konumu vardır. Bunlardan biri de bir aile reisi olarak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yapmış olduğu muameleleridir. Günümüz Müslüman aile yapısı çeşitli sıkıntılarla karış karışyadır. Bunun temeline inildişinde, aslında bunun çok küçük dikkatsizliklerden meydana geldiği açıkça görülecektir. Bu anlamda eşlerin değişik konularda ?ahsi davranıp istişareye kapalı olmaları, aynı zamanda bir sevgi emaresi olan evde hanıma yardım konusunun esirgenmesi, e?e verilen değerin doyurucu bir derecede olmamas?, onlarla muamelede azı detay da olsa aslında önemli olan hususların gözden kaçırılması, sevgi, şefkat ve ho?görünün verilmesi gereken ölçü ve şekilde verilmemesi, bağlıca sebeplerdendir. yukarıda sayılan bütün önemli durumlarda, Resûlullah (s.a.s.) önümüzde ideal bir rehberdir. Bu rehber, takip edildiği ve davranışları uygulandı?ında, aksaklıkların giderilece?i ve sıcak bir aile yuvasının temin edilece?i hususundaki inancımız tamdır.

makgul@yeniumit.com.tr

Sakarya Üniv. İlahiyat Fak. Öğrt. Üyesi
Logged

O'na yar olmuşum O'nun kuluyum
Mazimin yarına giden yoluyum
Hem çağdaşım hem Anadolu'yum
Ne sağda ne de solda gör beni

Ozan Uğur IŞILAK
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

Google ve orumceklerin son ziyareti 31 Aralık 2008 - 14:06