|
Konu Başlığı: okurken ağlamak isteyenlere Gönderen: menzilli üzerinde 18 Ekim 2008 - 10:37 Selamün Aleyküm
Server-i Kâinat zaman zaman şanlı eshabını toplar, tad?na doyulmaz sohbetler yapard?. Medine'nin nurlu gençlerinden Nevfel (Rad?yALLAHu anh) bunları hiç kaçırmaz, âdeta kaydeder, kelimesi kelimesine aktarmaya bakard?. Bir gün yüzü suyu hürmetine âlemlerin yaratıldığı server ?ehadetten söz açtı: " K?yâmet gününde şehidler, Mahşer yerine gelirken; Peygamberler ayağa kalkar. Onlar; çocuklarından, akraba ve dostlarından 70.000 kişiye ?efaat eder (Cehennemden kurtarırlar)" Gel de heyecanlanma. Müjdenin güzelliğine bak. Nevfel soluk solu?a eve koştu. İki oğlunu ve hanımını alıp geldi, Efendimizin (SallALLAHü aleyhi ve sellem) huzuruna çıktı. "Yâ Resûlullah! Bir duâ etsem amin der misiniz?" Gül yüzlü Nebi, adı güzel Muhammed (SallALLAHü aleyhi ve sellem) tebessüm buyurdular. Nevfel büyük bir aşkla ellerini açtı ve "Yâ Rabbi" dedi, "Nevfel kulunu şehid, yavrularını yetim, hanımını dul bırak!" Bu içli niyaza hanımı ve çocukları da katıldılar... Nevfel (Rad?yALLAHu anh) silahını ku?anıp atına binip Hz. Peygamberin yanına geldiği zaman, anneci?i de yanında idi. kadıncağız ağlayarak: "Yâ ResûlALLAH! Benim gözümün yaşına acı. Benim hayatımda gören gözüm ve tutan elim bu oğlumdur. Bundan başka sığınacak kimsem yoktur. Çok garip ve fakirim. O?lum da çok gençtir. Harb etmesini bilmez. So?u?a s?ca?a dayanamaz. Sonra ben yalnız kalır kötü durumlara düşerim. Kimse hâlimi bilmez" dedi. Resûl-i Ekrem kadına acıd? ve Nevfel'e: "Evladım ben sana kefil oluyorum. Cihâd sevabını aynen alacaksın. şehid olma mertebesini de kazanacaksın. Ya?lı ve kederli annenin rızâsını al, göz ya?larını ak?tma. Bize ?efâate gelmişken onu ayrılık ateşine yakma" buyurdular. Nevfel: "Yâ ResûlALLAH, beni cihâddan geri bırakmayınız. Bu arzumdan vazgeçmek elimde değil. Hak yoluna canımı ve ba??m? koymuşum. Anneme dua buyurunuz Rabbim ona çok sabırlar versin" dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Nevfel'in annesine: "Gel bu yiğiti hayırlı yoldan alıkoyma!" buyurdular. Annesi Hz. Peygamberin ricası karışsında : "Yâ ResûlALLAH, oğlum savaş hâllerini bilmez, ama onun her halini koruyup gözetmen için sana ?smarladım" dedi. Hz. Peygember kadıncağızın bu dileğini kabûl ettiler. Sefer bitti ve ?slâm ordusu, pek çok ganimetle birlikte geri döndü. Ancak bazı sahabeler şehit olmuşlardı. Nevfel de onlardan biriydi. Hazret-i Ali Anlatır: "Gazâdan sonra Medine'ye dönüyorduk, ?ehre yaklaş?nca kadınlar ve çocuklar bizi istikbale (karışlamaya) çıktılar. ALLAHü Teâlâ'nın takdirine razıydılar ama yine de bir ümit, bir merak... eşleri, oğulları, babaları dönecek mi bilmiyorlar. Nitekim Nevfel'in hanımı, çocukları ve ihtiyar anası da önümüze durdular. Büyük bir muhabbetle "Gazânız mübârek olsun Yâ Resûlullah!" dediler, sonra Nevfel'i sordular. Efendimizin güzel gözleri nemlendi, "o şehit oldu" diyemedi. Elleriyle arka tarafı işaret edip yürüdüler. Efendimizin ardından Ammar'la birlikte geliyoruz. Nevfel'in hanımı ve çocukları bu kez bize yöneldiler. Resulullah Efendimizin vermediği haberi biz nasıl verebilirizı Aynen onun yaptığı gibi yaptık, elimizle arkayı işaret ettik. Hattaboğlu Ömer de, aynı şekilde hareket etmek zorunda kaldı, Osman bin Affan ona keza... Kafilenin sonunda Ebû Bekir S?ddîk geliyordu, yanında Muaz bin Cebel, üç beş adım gerisinde de Zübeyr bin Avvam. Gerçekten çok zor durumdaydı, onun "arkada işareti" yapmak gibi bir ?ansı kalmamıştı. Ebû Bekir'in ?stırabını anlayabiliyorduk, hem doğru konuşmak isterdi, hem de Resulullah gibi davranmayı arzulardı. Efendimize uymamaktan hepimiz korkardık ama o daha çok korkard?. Peki yalanı Hayır hayır böyle bir şeyi hiç yapmadı ve yapmazdı. Nevfel'in anas?, hanımı ve çocukları S?ddîk'i çevirip halkaladı, her biri ayrı tondan "Nevfel'e ne oldu" diye sormaya başladılar. Ne söylenebilir ki? S?k?nt?ya bak! Hazret-i Ebû Bekir gözlerini yumdu ve inlercesine hayk?rd?: -Yâ ALLAH!.. -Yâ Nevfel!... Donduk kaldık, nasıl bir sessizlik oldu anlatamam. Birden ovayı bir nal sesi doldurdu ve uzaklardan bir toz bulutu kalkt?. Yayından boğanırcasına ko?an bir at yıldırım hızıyla yaklaşt?. Süvari dizginleri çekip sordu " buyur ya S?ddîk! Beni mi çağ?rdını" Yüzünden keyfiyesini çıkar?p attı. Aaaa Nevfel!.. Daha genç, daha taze, daha nurlu, hem kanlı, canl?... Biraz evvel onu libaslarıyla gömmedik mi, üstüne toprak atmadık mış "Beni mi çağ?rdın yâ Ebu Bekir, buradayım!" dedi. Hz. Ali'ye ve bütün ashab-ı Kirama selam verdi. Bütün sahabeler hayrete düştüler. Zübeyr bin Avvâm diyor ki: Resûllullah (s.a.s.) seferden dönünce mescide gidip iki rekat namaz k?lar idi. Bu sefer de Resûl-i Ekrem mescidde oturuyordu. kapıda bir kalabalık toplandı. Nevfel'in içeri girip selam verdiğini gördüler. Resûl-i Ekrem Nevfel'i karışlayıp selamını aldı. Otururken: "Bu, ALLAH'ın bir âyetidir, acaba kimin Duasıyle meydâna gelmiştir?" dedikleri sırada, Cebrail (a.s) gelip: "Ya ResûlALLAH! şükür secdesi et! Cenab-ı Hak, ümmetinden Hz. ?sa gibi ölüleri dirilten birini yaratmıştır. ALLAH selam ediyor, ma?ara arkadaşın S?ddık sakalı ağzında iken bir kere daha "Ya ALLAH" deseydi, ?zzetim ve Celalim hakkı için bütün şehidleri diriltirdim. Ben, Ebu Bekir'den razıyım. O da benden razı mıdırı Onun sözünün üzerine Nevfel'i dirilttim. Çünkü o câhiliyet devrinde yalan söylememiştir," buyurduğunu haber verdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, Hz. Ebu Bekir'in sakalını öpüp Cebrail' nin getirdiği müjdeyi haber verdikten sonra: "ALLAH sana büyük bir ikram da bulunmuştur. Rabbim'e hamd olsun ki, ben dünyadan ayrılmadan önce ümmetimden Hz. ?sa gibi ALLAH'ın izniyle ölüleri dirilten birini gösterdi" buyurdu. Bu olaydan sonra Nevfel iki yıl daha yaşadı. Evvel ki oğullarından başka iki oğlu daha oldu. Sonra Yemâme cenginde şehit oldu. alınt? |